KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARI

KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARI

Anksiyete organizma için tehlike içeren tanımlanabilir ya da tanımlanamaz bir durum karşısında yaşanan, endişe duygusu ve birlikte eşlik eden bedensel uyarılma belirtileri ile karakterizedir. Çarpıntı, titreme, terleme, kas gerilimi gibi belirtiler yaşanır, anksiyete sonucunda kaçınma, saldırma vb. duygu ve birlikte felaket düşüncelerine yol açar. En önemli özelliği, büyük bir sıkıntıya neden olması ve kişi tarafından hoşa gitmeyen bir yaşantı olarak tanımlanmasıdır.
Anksiyetenin bir “ruhsal bozukluk” belirtisi olması şart değildir. Normal insanda da büyümeye, değişmeye, yeni ve denenmemiş şeyleri denemeye ve bireyin kendi kimliğinin ve hayatın anlamını bulmasına eşlik edebilir. Gün boyunca, normal bir insanda da çeşitli olaylar veya düşünceler karşısında anksiyete gözlenebilir (örneğin; sınava girmeden önce, karşı cinsten hoşlandığı biriyle konuşurken vs). Evrimsel açıdan fonksiyonel bir mekanizmadır. Kişiyi tehlike veya tehdit karşısında koruma, harekete geçirme işlevi gören biyolojik bir mekanizmadır. Tehditten korunmak ya da sonuçlarını azaltmak için kişiyi gereken adımları atması için hazırlar.
Anksiyetenin bir ruhsal hastalık belirtisi olması için verilen uyarıya şiddet ya da süre olarak uygunsuz bir yanıt olması, sık tekrarlaması ve kişinin mesleki veya sosyal açıdan işlevselliğini bozuyor olması gerekmektedir.

Anksiyete belirtileri iki temel küme altında toplanabilir

Anksiyete Bozukluğunun Duygusal Belirtileri:
Temel belirtiler olan aşırı ve rahatsız edici korku ve kaygının yanı sıra kaygının diğer duygusal belirtileri:
• Tedirginlik ve endişe duyguları
• Felakete odaklanma
• Gergin ve her an tetikte hissetme
• En kötü olasılığı düşünme
• Asabiyet (Sinirlilik)
• Huzursuzluk
• Tehlike işaretlerini gözleme

Anksiyete Bozukluğunun Fiziksel Belirtileri:

Kaygı bir histen daha fazla birşeydir. Bedenin savaş ya da kaç tepkisine bağlı olarak anksiyete bir çok fiziksel belirtiyi içerir. Bu fiziksel belirtiler nedeniyle bir çok kişi anksiyete hastaları bu durumun medikal bir hastalık olduğunu düşünürler. Anksiyete hastalığı teşhisi koyulana kadar bir çok doktora gider ve bir çok hastaneyi ziyaret ederler.

• Kalp çarpıntısı
• Terleme
• Sersemlik
• Sık idrar yapma ya da ishal
• Nefes almada güçlük
• Titreme ya da seğirme
• Kaslarda gerginlik
• Baş ağrısı
• Halsizlik
• Uykusuzluk

Anksiyete ve Depresyon Arasındaki Bağlantı
Bir çok anksiyete hastası aynı zamanda depresyon da yaşayabilmektedir. Depresyon, anksiyeteyi kötüleştirdiğinden (ve anksiyete depresyonu kötüleştirdiğinden) her ikisi için de tedavi arayışına girilmesi önerilir.
Anksiyete bozukluğu alt tipleri
* Yaygın anksiyete bozukluğu,
* Panik bozukluk,
* Obsesif kompülsif bozukluk,
* Sosyal anksiyete bozukluğu,
* Post-travmatik stres bozukluğu,
* Özgül fobi.
Bir kişi aynı anda birden fazla anksiyete bozukluğu yaşıyor olabilir.
Yaygın Anksiyete Bozukluğu

En az altı aylık bir sürenin çoğu gününde bir takım olaylar yada etkinliklerle ilgili olarak denetlemekte güçlük çekilen aşırı bir kaygı ve kuruntu duymanın yanı sıra aşağıdaki belirtilerden en az üçünün olması gerekir.

* Dinginleşememe
* Kolay yorulma
* Odaklanmakta güçlük çekme
* Kolay kızma
* Kas gerginliği
* Uyku bozukluğu
Yaygın Anksiyete Bozukluğu Kimlerde Görülür, Sebepleri Nelerdir?

Genel toplumda yaygınlık oranı %5 – %6 arasında değişmektedir. Kadınlardaki yaygınlık oranı erkeklerden neredeyse iki kat daha fazladır.Genellikle erken yaşlarda başlar ve ortaya çıkma açısından en riskli dönem genç erişkinlik dönemi, 15-25 yaş arasıdır.Hastalığın oluşmasında biyolojik ve psikososyal nedenler bir arada rol almaktadır. Genetik aktarımın çevresel etkenlerle etkileşimi neticesinde hastalık belirtilerinin tetiklendiği düşünülmektedir. Cinsiyetten bağımsız olarak, bir grup araştırma anksiyeteye meyilli fizyolojik yapının varlığından söz etmektedir. Yetiştirilme tarzı, kişilik, hayat olayları ve erken dönem yaşantıları gibi etkenler anksiyete bozukluklarının farklı dönemlerde gelişmesine de sebep olabilir.
Yaygın anksiyete bozukluğu hastalarının çoğunluğu tedaviden yarar görür. İlaç ya da psikoterapi tek başına kullanılabileceği gibi, birlikte de uygulanabilir. Tedavi antidepresanlar ve anksiyolitik ilaçlar etkindir. Terapi sürecinde bilişsel davranışçı terapinin, anksiyete bozukluğu tedavisinde etkinliği kapsamlı verilerle desteklenmiştir. Özellikle davranışçı açıdan çeşitli gevşeme yöntemleri, ve stresle başa çıkma becerilerinin kazandırılmasıyla kişi psikolojik açıdan güçlendirilir. Tedavi sürecinde sosyal destek almak, farklı aktiviteler ve egzersizler yapmak faydalıdır.

Panik Bozukluğu

Panik Atak Nedir?
Aniden başlayan, hızla şiddetlenen, çoğu zaman şiddetli bir tehlike hissi veya sonunun geldiği düşüncesinin eşlik ettiği yoğun korku (ölmekten, aklını kaybetmekten vb.), endişe ve sıkıntı duyma durumu panik ataktır. Bu yoğun kaygı nöbeti birkaç dakika ile birkaç saat arası sürebilir, belli bir başlangıcı ve sonu vardır. Genellikle 10 dakika gibi bir sürede yoğunlaşarak doruk noktada sıkıntı verir sonra da genellikle yavaş yavaş azalır.
Panik Atak Belirtileri Nelerdir?
* Çarpıntı kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artış olması
* Terleme
* Titreme ya da sarsılma
* Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
* Soluğun kesilmesi
* Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
* Bulantı, karın ağrısı veya geğirti
* Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
* Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
* Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkuları
* Ölüm korkusu
* Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)
* Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
Panik atak belirtilerinin en az 4 tanesi 10 dakika içinde ortaya çıkmaktadır.
Panik atak üç türde olabilir:
Beklenmedik,
Duruma bağlı (her zaman belli bir ortamda: köpek görünce,sosyal bir ortam gibi…)
Durumsal eğilimli ( belli ortamlarda ama her zaman olmaz).
Panik Bozukluk ise yineleyen beklenmedik panik ataklarla giden bir hastalıktır. Kişi yeni ataklar olacağı ya da bu ataklar sonucunda ‘kalp krizi geçirip ölme’, ‘kontrolünü yitirip çıldırma’ ya da ‘felç geçirme’ gibi ciddi sorunlar yaşanacağına dair yoğun ve sürekli endişe hali yaşar. Atağın gelmemesi için hasta kendine göre önlem almak adına yaşamını kısıtlayacak davranışlar geliştirir: Hangi ortamda atak olduysa o ortama girmemek, işe gitmemek, yalnız kalmamaya çabalamak, spordan kaçınmak, yanında şikayetleri azaltabilecek ilaçlarla dolaşmak gibi
Panik Bozukluğa Yol Açan Sebepler Nelerdir?
Hastalık ortalama 25 yaş civarında başlar. Kadınlarda, erkeklere göre 2-3 kat fazla görülür.
Oluşumundaki temel biyolojik mekanizma, beyin sinir hücrelerinde salgılanan serotonin, noradrenalin, GABA gibi maddelerin seviyelerinde ve salınımındaki düzensizlikler olarak görülmektedir. Genetik faktörlerin de önemli bir rol oynadığını bilinmekle birlikte, genetik geçişin doğası tam olarak çözülememiştir.
Hastalığın kognitif açıklaması ise panik atakların sıradan ve zararsız nitelikteki duyumların gereğinden daha riskli ve tehlikeli olarak yorumlanmasından kaynaklandığını savunur. Herhangi bir bedensel duyum (ör: nefes darlığı) kişiye ‘bana ne oluyor?’ sorusunu sordurur. Bedensel duyumların yanlış şekilde tehlikeli bir nitelikte yorumlanması ile korku, endişe duygusu tetiklenir ve bedensel belirtilerin (hiperventilasyon, nefes açlığı, kalp atışında hızlanma, ağız kuruması…) şiddeti ve yoğunluğu artar. Panik atak bir kısır döngü şeklinde devam eder.
Panik Atağın Tedavisi Nasıldır?
Panik bozukluğu tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. İlaç tedavisi ve psikoterapinin beraber kullanılması ile tedavide oldukça yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.
Panik bozukluğu tedavisinde etkin 2 temel ilaç grubu antidepresanlar ve anksiyolitiklerdir. Tedavi en az 6-8 ay, hatta bazı bireylerde daha uzun ilaç kullanımını gerektirir.
Bilişsel davranışçı terapinin, panik atak tedavisinde etkinliği kapsamlıdır. Bu etkililik pek çok araştırmada desteklenmiştir. Psikoterapide dikkat odağının bedenden çevreye yönlendirilmesi, zihinsel düzeyde yanlış tehlike inançları üzerinde çalışılarak yeniden yapılandırma sağlanır. Kişinin kendisini kısıtlayan kaçınma ve güvenlik davranışlarını değiştirmesine destek olunur.
Özgül Fobi Nedir?
Kedi, köpek, böcek, örümcek, iğne yapılması, kan görme, uçakla seyahat etme, yüksek yerler gibi özgül bir nesne veya duruma karşı yoğun, akılcı olmayan ve ısrarlı endişe duyulması ve bu durumlardan kaçınılması olarak tanımlanır.
Özgül fobiler, toplumda her 100 kişiden 3’ünde görülür. Birçok hasta korkularının çocukluğundan beri olduğunu, az bir kısmı ise ergenlik döneminden sonra oluştuğunu söyler.

 

Özgül Fobi Nedir?

Kedi, köpek, böcek, örümcek, iğne yapılması, kan görme, uçakla seyahat etme, yüksek yerler gibi özgül bir nesne veya duruma karşı yoğun, akılcı olmayan ve ısrarlı endişe duyulması ve bu durumlardan kaçınılması olarak tanımlanır.

Özgül fobiler, toplumda her 100 kişiden 3’ünde görülür. Birçok hasta korkularının çocukluğundan beri olduğunu, az bir kısmı ise ergenlik döneminden sonra oluştuğunu söyler.

Özgül Fobinin Belirtileri Nelerdir?

Kişi korkusunun aşırı veya anlamsız olduğunu bilir ancak fobik durumla karşılaştığında yoğun anksiyete belirtileri ortaya çıkarır. Kişinin kalbi hızla çarpar, nefesi daralır, göğsü sıkışır, titreme/terleme olur, bayılacak gibi olma, sık idrara gitme isteği olur… Bu özgül nesne veya durum olmadığında hiçbir rahatsızlık hissetmez.

Kişi korktuğu nesne veya durumun tehlikesini olduğundan fazla ve kendi başa çıkma gücünü olduğundan az görür. Sıkıntı halinden kendini korumak için de, bu nesne ve durumların nerede ve nasıl ortaya çıkabileceğini önceden araştırır, belirler ve ona göre sakınır.

Sık karşılaşılan nesnelere veya durumlara olan fobiler yaşantıyı çok kısıtlayabilir. Sokakta sıklıkla karşılaşılabilecek kedi, köpek gibi hayvanlar, evden çıkıp işe gidilmesine veya o hayvanların bulunabileceği bir arkadaş ortamına girilmesine engel olabilir. Uçağa binme fobisi olan kişi, tatil için gezmek istediği birçok yeri gezemeyebilir ya da iş için sıklıkla uçak seyahati yapması gerekiyorsa çok istediği bir işi sadece korkusu yüzünden reddedebilir.

Özgül Fobinin Sebepleri Nelerdir?

Özgül fobilerin nasıl ortaya çıktığı konusunda tek bir açıklama yoktur, doğuştan getirdiğimiz genetik özellikler kadar edindiğimiz deneyimler ve çevre etkisi de önemlidir. Klasik koşullanmanın ve gözlemsel öğrenmenin psikolojik etken olabileceği düşünülmektedir.

Özgül Fobinin Tedavisi Nasıldır?

Bilişsel davranışçı terapinin, bilişsel modelinde bilgi işleme yanlılıkları üzerinde durulur ve düzeltilir veya alternatif geliştirilir, davranışçı modelinde ise kaçınılan uyaranla imajinal/simgesel veya gerçek yaşamda aşamalı yüzleşme (exposure) çalışılır. Motivasyonu yüksek olan hastayı güvenli bir ortamda korkulan nesne yada durumla kademeli olarak karşılaştırma genellikle yeterlidir. İlaçların özgül fobi tedavisinde kullanımları ise oldukça sınırlıdır.

Sosyal Fobi Nedir?

Kişinin, toplulukta ve grup içinde bulunma gibi sosyal etkileşim durumlarından kaçınma isteği ve bu tip durumlarla karşılaştığında yoğun bunaltı duyma halidir. Bu sosyal etkileşimlere örnek olarak buluşma, konuşmaya katılma, fikrini söyleme, haklarını savunma, topluluk içinde yemek yeme, odaya sonradan girme, okul veya iş için sunum yapma, topluma karşı konuşma, enstrüman çalma, dans etme verilebilir.

En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir; yaşam boyu görülme oranı %2-13 arasındadır.

Sosyal Fobi Nelerdir?

Kalabalık ortamlardan çok, küçük gruplarda diğerleri tarafından incelenme korkusu çerçevesinde gelişir. Kişi başkalarının gözü önünde olduğunda hata yapma ve bu nedenden ötürü küçük düşme, aşağılanma ve reddedilme korkusunu belirgin ve sürekli yaşar. Bu korkuyu denetlemekte zorlanır. Dolayısıyla bu tip durumlarda kalmaktan kaçınırlar, gruplar içerisinde sessiz kalırlar, ilgi odağı olmamaya ve dikkat çekmemeye çalışırlar. Mecbur kaldıklarında ise sıkıntı ve huzursuzluk içerisinde duruma katlanırlar. Yüz kızarması, aşırı terleme, ateş basma, ani tuvalet hissi gibi bedensel şikayetler olabilir ve bu belirtiler bir panik atak şiddetine ulaşabilir.

Sosyal Fobi Tedavisi Nasıldır?

Sosyal fobi bozukluğu ciddi yeti yitimine sebep olan bir hastalıktır. Sıklıkla çocukluk veya ergenlik döneminde başlar ancak tedaviye başvuru genellikle 30 yaşlarında olur. Tedavide psikoterapi ve farmakolojik yöntemlerin birlikte kullanılması daha iyi sonuçlar vermektedir. Tedavide kullanılan psikoterapi yöntemleri; sosyal beceri eğitimi, bilişsel davranışçı terapi ve psikodinamik psikoterapi olarak sıralanabilir.

En sık uygulanan terapi şekli bilişsel-davranışçı terapidir. Terapide, otomatik düşünceler, kurgulamalar, riski azaltmak için oluşturduğu koruyucu stratejiler, dikkatin kişinin kendisine çevrilmesinin rolü ve davranışsal müdahaleler üzerinde çalışılır. Aşamalı maruz bırakma, güvenlik davranışlarının dönüştürülmesi, rol modelleme, gevşeme ve dikkati dışarıya yöneltme eğitimi, uygulanan ve fayda sağlayan yöntemlerden bazılarıdır.