DEPRESYON

DEPRESYON

Depresyon tanım olarak daha önceleri severek ve kendi isteğimizle yaptığımız aktiviteleri çeşitli çevresel, hormonal ve genetik bozukluklardan dolayı yapmak istemediğimiz, zevk almadığımız çökkünlük haline denir.

Toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır. Herkes hayatının bazı döneminde bu durumla karşılaşabilir. Bu durumda kişi kendini üzgün ve endişe içinde hisseder. Her şeyi olumsuz şekliyle düşünür, bütün olayları olumsuz tarafıyla görmeye başlar ve geçmişte yaptıklarından kendini sorumlu tutar. Kendisi düşünmek istemese de bu duruma hakim olamaz. Geleceği düşündüğünde umutsuz ve karamsardır. Kendini çaresiz hisseder ve hayatın anlamsız olduğunu düşünür. Bu bakış açısıyla kişinin sosyal ilişkileri bozulup, performansı düşebilir. Fakat her çökkünlük hali depresyon değildir. Depresyon diyebilmek için aşağıdaki belirtilerden en az beşinin bulunması gerekir bu belirtiler aynı iki haftalık dönem süresince ya çökkün duygudurumunu ya da ilgisini yitirme ya da zevk almamayı (anhedoni) kapsamalıdır.

DEPRESYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

  • Depresyonun belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz
  • Günün büyük bir bölümünde çökkün duygudurum
  • Etkinliklere karşı ilgide belirgin azalma ya da bunlardan zevk almama
  • Çok kilo verme ya da kilo alma
  • Uykusuzluk çekme yada aşırı uyuma
  • Psikodevindel kışkırma (ajitasyon) ya da yavaşlama
  • Bitkinlik ya da içsel gücün kalmaması (enerji düşüklüğü)
  • Değersizlik ya da aşırı suçluluk duyguları
  • Odaklanmakta güçlük çekme
  • Yineleyici ölüm ya da kendini öldürme düşüncesi(intihar)
  • Gençlerde duygu değişiklikleri görülmesi, çabuk sinirlenmek

DEPRESYONUN ANA SEBEPLERİ NELERDİR?

Depresyon ihtimalini arttıran birçok faktör vardır.

İstismar. Geçmişteki fiziksel seksüel veya duygusal istismar.

Belirli ilaç tedavileri. Örneğin, beta blokerleri ve rezerpin gibi yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar depresyon riskini arttırabilir

Çatışma. Depresyon aile ve arkadaşlarla kişisel çatışmalar veya anlaşmazlıklar sonucu ortaya çıkabilir.

Ölüm veya bir kayıp.Sevilen birinin ölüm veya kaybından duyulan üzüntü veya acı, doğal olsa da, depresyon riskini arttırır. Genetik Ailedeki depresyon geçmişi riski arttırabilir. Depresyonun bir jenerasyondan diğerine geçtiği düşünülür. Bunun tam olarak gerçekleşme yolu bilinmemektedir.

Majör olaylar. Yeni bir işe başlama, mezuniyet veya evlenmek gibi iyi olaylar bile depresyona sebep olabilir. Taşınma İş veya gelir kaybı, boşanma veya emekli olma da depresyona sebep olabilir.

Diğer kişisel problemler. Diğer mental hastalıklar veya aileden veya sosyal gruptan atılma nedeniyle sosyal izolasyon gibi problemler depresyona yol açabilir. Ciddi hastalıklar Depresyon bazen majör hastalıklarla veya hastalığa reaksiyon olarak gelişebilir. Madde bağımlılığı Madde bağımlılığı olanların yaklaşık %30’unda majör veya klinik depresyon vardır

BİYOLOJİ DEPRESYONLA NASIL İLİŞKİLİDİR?

Araştırmacılar depresyonda olmayanlarla karşılaştırarak depresyondaki insanların beyinlerindeki değişiklikleri saptadılar. Örneğin, hipokampüs anıların depolanması için gerekli olan beynin küçük bir parçası diğerlerine oranla depresyon geçmişi olanlarda daha küçüktür. Daha küçük hipokampüsün daha az serotonin reseptörü vardır. Serotonin, beden ve beyindeki sinirler arasındaki iletişimi mümkün kılan bir nörotransmitter olarak bilinen rahatlatıcı beyin kimyasalıdır. Ayrıca, nörotransmitter norepinefrinin de depresyonla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Neden depresyonu olanlarda hipokampüsün daha küçük olduğunu bilim adamları bilmemektedir. Bazı araştırmacılar, depresif insanlarda stres hormonu kortizolun aşırı fazla üretildiğini saptamışlardır. Bu araştırmacılar, kortizolun hipokampüs üzerinde toksik veya tehirli bir etkiye sahip olduğuna inanır. Bazı uzmanlar, depresif insanların daha küçük hipokampüsle doğduğunu ve bu yüzden depresyona yatkın olduklarını öne sürer. Kesin olan şey ise depresyonun birçok faktörün katkıda bulunduğu karmaşık bir hastalık olduğudur. Antidepresanların etkisini gösteren beyin kimyası üzerine araştırmalar ve en son taramalar, depresyonla ilişkili olan biyokimyasal prosesi kavramamıza büyük katkı sağlamıştır. Bilim adamları depresyonun sebeplerini daha iyi anlayabildiğinden, sağlık uzmanları daha iyi tanı koyabilecek ve dolayısıyla daha etkili tedavi planları yapabileceklerdir.

GENETİK DEPRESYON RİSKİYLE NASIL BAĞLANTILIDIR?

Depresyonun aile içinde görüldüğünü biliyoruz. Bu da depresyonun genetik bağını gösterir. Depresyonu olan kişilerin çocukları, kardeşleri ve ebeveynleri diğerlerinden daha çok depresyona yatkındır. Belirli yollarla birbiriyle etkileşim içinde olan çoklu genler muhtemelen ailede olan çeşitli depresyon türlerine katkıda bulunmaktadır. Henüz aile ilişkisine dair elde olan tüm kanıtlara rağmen, bilim adamları bir “depresyon” geni saptayamamıştır.

BELİRLİ İLAÇLAR DEPRESYONA SEBEP OLABİLİR Mİ?

Belirli kişilerde ilaçlar depresyona neden olabilir. Örneğin, barbitüratlar, benzodiazepinler ve betablokerler, özellikle yaşlı insanlarda, depresyonla ilişkilendirilmiştir. Aynı şekilde, kortikosteroitler, opioidler (kodein, morfin) ve mide kasılmalarını rahatlatan antikolinerjikler de bipolar bozukluğun oldukça coşkun bir durumu olan maniyle ilişkilendirilmiştir.

DEPRESYON VE KRONİK HASTALIKLAR ARASINDAKİ BAĞ NEDİR?

Bazılarında kronik bir hastalık depresyona neden olur. Kronik hastalık, çok uzun bir süre devam eden ve tam olarak iyileştirilemeyen hastalığa denir. Bununla beraber, kronik hastalık çoğunlukla diyet, egzersiz, yaşam tarzı alışkanlıkları ve belirli ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Depresyona sebep olabilen hastalıklardan bazıları diyebet, kalp hastalığı, arterit, böbrek rahatsızlığı, HIV/AIDS, lupus, ve multipl sklerozdur (MS). Hipotiroidi de depresyon hissine neden olabilir. Araştırmacılar depresyon tedavisinin de birlikte var olan hastalığın iyileşmesine yardımcı olabileceğine inanır.

DEPRESYON KRONİK AĞRIYLA İLİŞKİLİ MİDİR?

Ağrı haftalar, aylar boyunca sürüyorsa, buna kronik ağrı denir. Kronik ağrı acı vermekle kalmaz, aynı zamanda uykunuzu, egzersiz becerinizi, aktif olmanızı, ilişkilerinizi ve işteki veriminizi de bozar. Kronik ağrının sizin üzgün, izole ve depresif hissetmenize de neden olur. Kronik ağrı ve depresyon için çare vardır. İlaç, psikoterapi, destek grupları ve daha birçok şeyin karışımı olan bir program ağrınızla başa çıkmanızı, depresyonunuzu hafifletmenizi ve hayatınızı tekrar rayına oturtmanızı sağlayabilir.

DEPRESYON ÇOĞUNLUKLA KEDERLE Mİ GERÇEKLEŞİR?

Keder kayba karşı verilen yaygın bir reaksiyondur. Kedere sebep olan kayıplar şunlardır: sevdiğinizin ölmesi veya ondan ayrılma, iş kaybı, evcil hayvanın ölmesi veya kaybolması, veya boşanma, tek başına kalmak, veya emeklilik gibi birçok değişiklik. Herkes keder ve kayıp yaşayabilir, fakat herkes depresyon deneyimlemez. Herkesin bu duygularla başa çıkma şekli kendine özgüdür.

DEPRESYONDA CİNSİYET FARKLILIĞI

Kadınlarda depresyonun erkeklere göre iki kat fazla olması erkeklerin belirtilerini, alkol kullanımı, değişik eyleme vurum davranışları şeklinde ifade etmesi, kadınların bu olanakları kullanamamaları, aynı stres etkeni karşısında daha yoğun belirtiler göstermesi biçiminde açıklanmaktadır. Diğer önemli bir açıklama da hormonal nedenler ve geleneksel kadın rolü ile ilgilidir. Ayrıca kadınlarda gebelik, doğum, premenstrüel dönem gibi biyolojik ve psikolojik olarak depresyona yatkınlık yaratan ek özellikler vardır. Cinsel ve fiziksel istismar da kadınları daha çok etkilemektedir.

Kadın ve erkeklerde depresyon sıklığı ile ilgili olarak aşağıdaki sıralama yapılabilir (en azdan en sıka doğru):

  • Evli erkek
  • Evli kadın
  • Bekar veya dul kadın
  • Bekar, dul, boşanmış erkek
  • Ayrı yaşayan ve boşanmış erkek

DEPRESYON TEKRARLARMI ?

Depresyon yineleyici bir hastalıktır. Daha önce tekrarlamış olması tekrarlama olasılığını arttırır.

Depresyonda yineleme için risk etkenleri

  • Kalıntı belirtilerin varlığı
  • Daha önce depresyon geçirmiş olmak
  • Kronik depresyon
  • Duygudurum bozuklukları için aile öyküsü
  • Anksiyete ve madde kullanımı depresyonla birlikte görülmesi
  • Depresyonun 60 yaş üzerinde başlaması

ÇOCUKLARDA DEPRESYON

Bir çocukta depresyon var denilebilmesi için en az bir yıl süreyle, en az haftada üç kez ortalama ile giden tetikleyici olağan etkenlere tepki olarak yinelenen ağır öfke patlamalarının olması gerekir. Bu öfke patlamaları, okul ya da ev gibi en az iki ortamda ortaya çıkıyor olmalıdır, 10 yaşından önce başlamalı ve aşağıdaki üç belirti ile belirli olmalıdır.

  • Öfke patlamaları ya da davranışsal bozukluklar
  • Orantısız tepkiler
  • Öfke patlamaları aralarında sürekli olarak çabuk kızma ya da kızgınlık gösterme duygudurumu

DEPRESYON ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

 Majör Depresyon:  Bu tür depresyon durumuna ‘’ majör depresif bozukluk ‘’ ya da ‘’ klinik depresyon ‘’ adı verilir. Bu depresyon türünde kişiler de uyku düzeni, yemek yeme alışkınlıkları, daha öncesinde keyif aldığı fakat şimdi bu durumun aksine döndüğü bir durum içine girerler. Yani bu şekilde günlük yaptığı işleri ve aktiviteleri etkiler. Bazı insanlar da yaşamlarının belirli bir dönemlerin de görülür, bazılarında ise sık sık tekrar eden bir durum haline gelmiştir. Bu belirtiler bazı kişiler de belirli saatlerde, bazı kişilerde ise gün boyu hatta 2 hafta kadar sürebilir.

 Kronik Depresyon: Kronik depresyon diğer adı ise ‘’ Distimi ‘’ olarak bilinen depresyon çeşididir. Depresyonun bu türü uzun sürer hatta 2 yıl ve daha fazla da devam edebilir. Bu depresyon çeşidinde belirtiler diğer depresyon çeşitli ile yani majör türü ile aynı belirtileri verir. Fakat kronik depresyon daha şiddetli bir depresyon çeşididir. Kronik depresyon türün de halk tarafından ürkek, melankolik ve hüzünlü olarak da bilinir.

 Tipik Olmayan ( Atipik ) Depresyon: Bu depresyon türün de belirtiler oldukça fazladır. Yani aşırı yemek yeme, aşırı uyku hali, halsiz davranışlar ve sürekli reddetmedir.

 Manik Depresyon:  Bu depresyon türünün diğer adı ise ‘’ bipolar depresyon ‘’ olarak bilinir. Bu depresyon da ruh hali bozukluğu ön plan da olur. Bu depresyon türü 2 şekilde incelenmektedir. Bunlar, bir kişide en az 1 kez manik depresyon yaşatmış olup bu majör depresyondan da bağımsız olarak görülmesidir. Bir kişi en az bir kez majör depresyon hali ve bir kez hipomani yaşamıştır.

 Mevsimsel Depresyon: Bu depresyon çeşitin de ise depresyonu sene de bir kez ve belirli bir dönemde geçirenler için geçerlidir. Bu zamanlar genel olarak bahar aylarının sona ermesiyle ya da kış aylarının başlangıcı arasında değişir. Bu depresyon türü nadir görünür. Daha nadir görülen türü ise yaz depresyonu olarak da bilinir. Bu tür depresyon halleri mevsimin bitmesiyle birlikte ortadan kalkar.

 Pisikotik Depresyon: Bu tür depresyon da gerçeklikle olan birleşimi kalkar. Yani sık sık halüsinasyonlar ve hezeyanlar görür.

 Doğum Sonrası Depresyon: Bu tür depresyon hallerinde yani bebek doğumundan sonra yeni anne olma hissi ile huzursuzluk hissi ön planda olur. Bu durum yeni doğum yapan bayanların %75 ini kapsar. Yalnız bu durum yeni annelerden 10 da birinde şiddetli ve ciddi olarak görülen bir durumdur. Bu depresyon türünde ise şiddetini arttırdıkça 1 ay sonun da majör depresyon belirtisiyle ortaya çıkabilir.

DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Depresyonun iki önemli tedavi şekli vardır. Bunlar; İlaç tedavisi ve Psikoterapi’dir. Her iki tedavi şeklinde de son yıllarda büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Hastanın depresyon hikayesine, şekline ve ağırlık derecesine göre günümüzde bu iki tedavi şeklinin kombinasyonu en ideal yol olarak uygulanmaktadır.
Basit ve orta düzey depresyondan anlaşılması gereken; kişinin günlük görev ve sorumluluklarını (ev ve iş) az çok çaba ve gerginlik içinde, olması gerekene yakın bir düzeyde yerine getirebileceği duygu halidir. Bu tip durumlarda özellikle psikoterapiler daha sıklıkla kullanılır.
Psikoterapi ile tedavi yaklaşımı, bu konuda eğitim almış ve deneyimli uzman psikolog tarafından yürütülmelidir. Psikoterapi, hastanın tedaviye aktif olarak katılımını gerektirmektedir. Birbirinden oldukça farklı psikoterapötik yaklaşımlar mevcuttur. Hangi metodun hangi hastaya uygun olacağına karar vermek oldukça zordur. Ancak her psikoterapi metodunun kendine mahsus özelliklerinin yanında, hasta ve terapistin birbirlerine uyumu ve iletişimi iyileşme sürecinde büyük rol oynamaktadır.