BEDENSEL BELİRTİ BOZUKLUKLARI VE İLİŞKİLİ BOZUKLUKLAR
SOMATIZASYON
Somatizasyon, ruhsal sıkıntıların veya kişisel stresin mecazi ya da sembolik bir şekilde bedensel belirtiler yoluyla dile getirilmesidir. Somatizasyon veya bedenselleştirme sosyal destek sağlanmasında, yardım ihtiyacını dile getirmede ve ilişkileri yönlendirmede evrensel bir yoldur. Bedenselleştirme genellikle duygusal ve sosyal stresin bir belirtisidir. Sözel yoldan ifade bulamayan sıkıntı, beden üzerinden kendini fark ettirir. “Soma” Yunanca “beden, vücut” anlamına gelmektedir. Somataformun tam Türkçe karşılığı psikolojik acıyı bedenselleştirmektir. Somatoform bozukluğu olan kişide psikolojik bozukluklar zihinsel bir süreç sonucu fiziksel bir biçim almıştır; semptomlar psikolojik kökenli bedensel belirtilerdir. Ortaya çıkan fiziksel semptomlar tıbbi bir nedenle açıklanamamakta ve de Somatoform bozukluğun yaşandığı durumlarda herhangi bir numara yapma (malingering) veya var olan acıyı olduğundan fazla gösterme, bir diğer adıyla yapay bozukluk durumu yoktur; kişi semptomları gerçekten yansıttığı gibi yaşamaktadır.
SOMATOFORM BOZUKLUKLAR
Somatizasyon denilince sıklıkla ilk akla gelen konu somatoform bozukluklardır. Somatoform bozukluklar, altta yatan organik bir temel veya gösterilebilir fiziksel bulgular olmayan ve etyolojisinde, alevlenmesinde veya sürdürülmesinde psikolojik faktörlerin önemli
olduğuna inanılan fiziksel belirtilerle karakterize bozukluklardır. Bu hastalar genellikle bedensel belirtilerle dahiliye veya cerrahi kliniklerine başvururlar, yapılan tetkiklerde organik patoloji saptanamaz veya saptanan patoloji ile hastanın yakınmaları arasında uyumsuzluk vardır. Hastaların bedensel belirtileri psikiyatrik tedaviyle düzelir.
Somatoform bozuklukların sınıflandırılması
- Somatizasyon bozukluğu
- Farklılaşmamış somatoform bozukluk
- Konversiyon bozukluğu
- Ağrı bozukluğu
- Hipokondriyazis bozukluğu
- Beden dismorfik bozukluğu
- Başka türlü adlandırılamayan somatoform bozukluk
1.SOMATİZASYON BOZUKLUĞU
Somatizasyon bozukluğu fizik muayene ve laboratuar incelemeleri sonucunda organik bir neden ile açıklanamayan birçok bedensel yakınmanın bulunduğu bir bozukluktur. Diğer somatoform bozukluklardan en önemli farkı çok sayıda sistemi ilgilendiren birçok bedensel yakınmanın bulunmasıdır. Somatizasyon bozukluğu 30 yaşından önce başlar ve yıllar süren kronik bir seyir gösterir. Somatik yakınmalar hastada belirgin psikolojik belirgin psikolojik zorlanma, toplumsal ve mesleki işlevsellikte bozulma yaratmaktadır. Somatizasyon bozukluğunun ortaya çıkış nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, ailesel yatkınlık ve çevresel etkenlerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Toplum genelinde hastalığa yakalanma riski %0,1 0,5 oranındadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Özellikle kırsal kesimden gelen, eğitim düzeyi ve sosyokültürel düzeyi düşük kişilerde bedensel belirtilerin daha yaygın ve yoğun olduğu bilinmektedir. Bu kişilerin bedensel tedavileri psikiyatrik tedavilere göre daha çok tercih ettikleri saptanmıştır .
Somatizasyon ve hastalık davranışının gelişme sürecinde kişilerarası ilişkilerin manipülasyonu, hastalık rolünün avantajları, mali kazanç, sözel olarak bloke edilmiş düşünce ve duyguların ifade edilmesi ve intrapsişik bazı savunma mekanizmaları da önemli motivasyon kaynaklarıdır. Somatizasyon bozukluğuna %85’e varabilen oranlarda diğer ruhsal bozukluklar eşlik edebilmekte, bunların başında da depresyon ve bunaltı bozuklukları gelmektedir.
Nasıl teşhis edilir?
Bir kişinin somatizasyon bozukluğu olup olmadığını teşhis etmek için kullanılan belirli bir test yoktur. Yapılan tıbbi testler ve muayeneler sonucu bir sonuca ulaşılmıyorsa doktorlar hastalarını bir psikoloğa veya psikiyatriste yönlendirmelidirler.
Somatizasyon bozukluğu olan kişilerde bu belirtiler uzun yıllardır vardır ve genellikle anlaşılması güç, renkli ve abartılı bir dille ifade edilmektedir. Bedensel yakınmaları için sıklıkla doktora gitmelerine karşın, depresyon ya da bunaltı eşlik etmediği sürece genellikle ruhsal tedavi için başvuruda bulunmazlar ve gereksiz tıbbi ve cerrahi tedavi uygulamaları bakımından risk altındadırlar. Somatizasyon bozukluğu kronik seyir gösteren yakınmalar ve sık eşlik eden ruhsal bozukluklar, hastanın evlilik, iş ve sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkilemektedir.
Hastalığın seyri nasıldır?
Somatizasyon bozukluğu, kendiliğinden iyileşmenin nadir olduğu kronik seyirli bir hastalıktır. 6-8 yıl süre ile izlenen hastaların %90’nında rahatsızlığın sürdüğü bildirilmektedir. Özellikle yaşam koşullarının ağırlaştığı dönemlerde belirtilerinin şiddetlendiği ve yenilerinin eklendiği görülür. Yakınmaların hafiflediği iyilik dönemleri genellikle bir yılı aşmaz.
Tedavisi nasildir?
Somatizasyon durumlarında sorun fiziksel olarak yaşandığı için yapılan psikiyatrik başvuru genellikle ikincildir. Tıbbi bir müdahale gerekmedikçe de sorun psikolojik boyutuyla ele alınmalıdır. Bazı durumlardaysa diğer disiplinlerle paralel gidecek bir tedavi daha uygun olabilir. Bozukluğun tedavisi zordur. Bundaki en önemli etken, bu bozukluğu yaşayan kişilerin hastalık genellikle kronikleştikten sonra ruh sağlığı uzmanlarına başvurmalarıdır. Tedavinin ilk aşamasında öncelikle kişiye, ardından ailesine bu durumun psikolojik bir bozukluk olduğu anlatılmalıdır. Tedavi farmakoterapi ve psikoterapi olarak çift ayaklı olarak yürütülmelidir. Uzun soluklu bir psikoterapi ihtiyacı vardır. Kişinin somatizasyon bozukluğu geliştirmesindeki dinamiklerin tanınmasından sonra, duygularını farkedip kelimelerle ifade etmeyi öğrenmesi, terapinin en önemli kısmıdır.
Önlemek için neler yapılabilir?
Hayattaki stres seviyesinin düşürülmesi, psikolojik ve duygusal sağlığa dikkat edilmesi, ve bu konuda yardımı alınan doktor veya terapist ile açık ve güzel bir ilişki kurulması, bu bozukluğun önlenmesinde etkili faktörlerdir.
2.HİPOKONDRİAZİS
Hastanın fizik belirtilerini ve duyumlarını gerçekçi ve doğru olmayan bir biçimde yorumlanmasının bir sonucu olarak, ciddi bir hastalığının olduğu düşüncesi ile uğraşıp durması ve böyle bir hastalığı olduğundan korku duymasıdır. Halk arasında ‘hastalık hastalığı’ da denir. Bu hastaların belirtilerini açıklayacak herhangi bir tıbbi bir neden bulunamaz. Bu düşünceleri hastalarda belirgin bir sıkıntıya yol açar, kişiler arası ilişkilerini bozar, toplumsal gerekleri yerine getirmelerini önler ve mesleki alandaki başarıları düşer.
Semptomları nelerdir?
Çok yaygın ve çeşitli semptomları vardır ve vücudun değişik bölgelerini kapsar. Semptomların en sık görüldüğü yerler karın, göğüs, baş ve boyun bölgeleridir. Semptomlar çoğu zaman bedensel duyumların, olağan vücut işlevlerinin üzerinde aşırı durulması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu hastalar yakınmalarını uzun uzun ve çok ayrıntılı olarak sunarlar. Hastalar çok ciddi bir hastalıklarının olduğu (kanser, kalp hastası, Alzheimer olmuş olma…gibi ) düşüncesi ile aşırı meşguldürler ve tüm dikkatleri bedensel duyumları üzerine odaklanmıştır. Daha önce ilişki kurdukları hekimlerden ya da çok aşırı bir biçimde okudukları tıbbi kitap, dergi ya da gazete yazılarından, TV programlarından aşırı etkilenirler. Tüm dikkatlerini verdikleri bedensel duyumlar artık birer semptoma dönüşmüştür. Hastalık belirtilerini açıklayacak herhangi bir tıbbi neden bulunamadığı için, hastalar hastalıklarının anlaşılamadığı ve doğru tanı konulamadığını düşünerek doktor doktor gezmeyi, bir hastaneden diğerine gitmeyi bir yaşam biçimi haline getirir.
Hastalık seyri nasıldır?
Hipokondriazis genellikle epizodik bir gidiş gösterir. Epizodlar aylar yıllar sürebilir ve arada belirtilerin olmadığı uzun dönemler bulunabilir. Psikososyal stres kaynaklarıyla hipokondriak semptomların alevlenmesi arasında açık bir ilişki olabilir. Hastaların yarısı ya da üçte biri sonunda önemli ölçüde düzelir.
Tedavisi nasıldır?
Hipokondriak hastalar genellikle tedaviye dirençlidirler. Düzenli olarak tek bir hekim tarafından izlenen hastalar da farmakoterapi ve psikoterapi beraber yürütülmelidir. Eşlik eden psikiyatrik bozukluklar varsa onlara yönelik tedaviler de düzenlenmelidir.
3.AĞRI BOZUKLUĞU
Ağrı bozukluğunda birincil semptom, psikiyatrik olmayan tıbbi veya nörolojik bir nedenle tam olarak açıklanamayan bir veya daha fazla yerdeki ağrıdır. Bozukluk, somatoform ağrı bozukluğu, psikojenik ağrı bozukluğu, idyopati ağrı bozukluğu olarak da adlandırılmıştır.
Klinik Özellikler
Psikojenik ağrı bozukluğunun önde gelen özelliği ağır ve uzun süreli ağrı şikayetinin olmasıdır. Ağrı gerçekte doku hasarının belirtisidir. Ancak PAB’de doku hasarı olmaz. Hastalarda ağrı olan bölgeye dokunmayla her zaman ağrı hissi oluşmayabilir. Ağrıya karıncalanma ve yanma gibi hisler eşlik edebilir . Psikojenik ağrının görüldüğü özel bir lokalizasyon yoktur. Bel ağrısı, bacak ağrısı, sırt ağrısı, atipik yüz ağrısı, pelvik ağrı gibi çok çeşitli lokalizasyonlarda olabileceği gibi posttravmatik, nöropatik, nörolojik, iatrojenik şekilde oluşmuş ağrılar da olabilir. Ağrı bozukluğu tanısının karşılanması için ağrının psikolojik faktörlerle ilişkisi gösterilmiş olmalıdır . Hastaların odaklandıkları ana problem ağrılarıdır. Bunun dışında, var olan psikolojik problemlerini ve insanlar arası ilişkilerdeki problemlerini inkar ederler. Sıklıkla doktordan ağrılarının giderilmesini talep ederler ve ağrıdan kurtulmak için cerrahi girişimlere de razı olurlar. Doktor doktor gezmek bu hastalarda sık gözlenir. Aile dinamikleri hastaya odaklanmış bir yaşantı oluşturacak biçimde değiştirilmiştir. Ağrı hastaları sıklıkla iş ya da kendine bakım ile ilgili durumlarda kendilerini yetersiz ve aciz görürler. Özellikle sakinleştirici ve ağrı kesiciler olmak üzere, çok fazla ilaç talepleri olur ve sıklıkla da bunları elde ederler. Sürekli aşırı miktarda ilaç kullanmaları sebebiyle bu hastalarda hem psikolojik hem de fizyolojik ilaç bağımlılığı gelişme riski yüksektir.
En sık kimlerde görülür?
Ağrı bozukluğu, kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülmektedir. Başlangıcın pik yaptığı yaşlar, dördüncü ve beşinci dekatlar arasındadır; bu muhtemelen ağrı toleransının yaşla birlikte azalmasına bağlıdır. Ağrı bozukluğu en sık iş kazaları olasılığının arttığı kol gücüyle çalışan mesleklerde görülür.
Eşlik eden diğer hastalıklar nelerdir?
Tüm ağrı bozukluğu hastalarının %25-50’sin de majör depresif bozukluk, %60-100’ ün de distimik bozukluk veya depresif bozukluk semptomları bildirilmiştir.
Hastalık seyri nasıldır?
Ağrı bozukluğunda ağrı genellikle ani başlar ve birkaç hafta veya ay içerisinde şiddeti artar. Prognoz değişkendir, fakat genellikle kronik, sıkıntılı ve fonksiyon kaybı yapıcıdır. Psikolojik etkenler baskın olduğunda ağrı tedavi ile veya dış pekiştireçlerin eliminasyonundan sonra yatışabilir.
Tedavisi nasıldır?
Ağrıyı azaltmak mümkün olamayabileceği için tedavi yaklaşımı rehabilitasyona yönelik olmalıdır. Klinisyenler tedavinin erken döneminde psikolojik faktörler konusunu tartışmalı, hastalara böyle faktörlerin hem fiziksel hem de psikojenik ağrının neden ve sonuçlarında önemli olduğunu açıkça söylemelidir. Ağrı bozukluğu olan hastaların çoğunda analjezikler faydalı olmaz. Ek olarak, madde kötüye kullanımı ve bağımlılık uzun dönem analjezik tedavisi alan hastalarda sık rastlanan bir sorundur. Sedatif ve anksiyolitik ajanlar da benzer şekilde kötüye kullanım, yanlış kullanım ve yan etkileri nedeniyle sorun oluştururlar.
4.BEDEN DİSMORFİK BOZUKLUĞU
Beden dismorfik bozukluğu, kişinin görünüşündeki hayali veya hafif fiziksel bir kusurla işlevselliğini etkileyecek kadar aşırı düzeyde uğraşmasıdır. Bu durum kişinin benlik saygısında düşme, depresif düşünceler, kusuru kamufletme amaçlı yoğun uğraşı ve gereksiz cerrahi girişimlere maruz kalması nedeniyle kişinin sağlığı, sosyal ve mesleki hayatıyla ilgili ciddi sorunlara neden olur.
En sık kimlerde görülür?
Veriler başlangıcın en sık 15–20 yaşlar arasında olduğunu ve kadınların erkeklerden daha fazla etkilendiklerini gösterir. Etkilenmiş kişiler genellikle bekârdır.
Klinik özellikleri nelerdir?
BDB’nin kliniğinde obsesif nitelikte vücut kusurları ile uğraşma ve kompulsif nitelikte düzeltme, maskeleme, tekrar tekrar inceleme veya kaçınma davranışları gözlenir. Bedensel kusur düşünceleri genellikle yüz ve kafa bölgesine odaklıdır; sıklıkla saçlar, gözler, kulaklar, burun, cilt ve genital organların biçimsizliği, küçüklüğü veya iriliğine ilişkindir. Ayrıca BDB, her türlü vücut parçasına ilişkin görünümle ilgili olabileceği gibi bir beden işlevi ile ilgili kaygılardan da kaynaklanıyor olabilir. Bedeninden terleme ile kötü kokuların yayılması gibi. Bu kaygılar nedeniyle hastalar aşırı düzeyde aynaya bakar ya da olabildiğince ayna gibi görüntü yansıtan nesnelerden uzak durmaya çalışırlar, kusurlu olduğuna inandıkları bölgeleri gizlemek amacıyla bol miktarda makyaj malzemesi kullanabilir ve giyim kuşam biçimi değişiklikleri yapabilir ya da cerrahi girişimlere maruz kalabilirler . Hastaların çoğu başkalarının kendilerindeki kusurlara özellikle dikkat ettiği, dolayısı ile kendilerine güldükleri, kendilerinden söz ettikleri biçiminde alınganlık düşüncelerine ya da sanrılarına sahiptirler. Bu sebeple BDB olgularının kaygıları sosyal ortamlarda daha da belirginleşir. Evden dışarı çıkamama veya yalnızca karanlıkta çıkma, kaygıları nedeniyle sosyal ortamlara girememe, okulu ve işi bırakma gibi kaçınma davranışları sık görülen belirtilerdir.
Tedavi
BDB genellikle sinsi bir başlangıçla birlikte düzelme ve alevlenme dönemleri ile seyreden kronik bir hastalıktır. Hastalar birden fazla beden parçası veya organ ile ilgili endişeler taşıyabilir ve zaman içinde bu beden parçalarının lokalizasyonu değişiklik gösterebilir. Tedavisi güç bir hastalıktır. Hastaların tedavi amacıyla başvurdukları cerrahi, dermatoloji ve benzeri psikiyatri dışı yaklaşımlar hemen her zaman başarısızlıkla sonuçlanır. Psikofarmakoterapi ile birlikte eş zamanlı yürütülen Bilişsel Davranışçı Terapi ile hastalarda beden bölgeleri ile ilgili kaygı, yanlış inançlar ve BDB davranışlarının azaltılması ve sorunla başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi hedeflenmektedir.